Tarihî Olayların Değerlendirilmesi
Tarihî Olayların Değerlendirilmesi:Geçmişte meydana gelen olaylar, meydana geldiği dönemin siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik ve dinî özelliklerini yansıtır. Bu nedenle bir olayı değerlendirirken olayın meydana geldiği dönemin şartları dikkate alınmalıdır. Örneğin Kurtuluş Savaşı'nı değerlendirirken o dönemin kendine özgü siyasi, sosyal, ekonomik ve psikolojik özelliklerini göz önünde bulundurmak gerekir. Türk milletinin varını yoğunu ortaya koyarak girdiği ve kazandığı bu mücadele ancak dönemin şartları dikkate alındığında tam olarak anlaşılabilir.
Tanzimat Fermanı ve Değerlendirilmesi:
Tanzimat, Osmanlı İmparatorluğumda 1839 yılında Gülhane Parkında "Gülhane Hatt-ı Hümayunu"nun okunmasıyla başlayan modernleşme ve yenileşme döneminin adıdır. Tanzimat reformlarının ana gerekçesi, Avrupa'nın askerî, teknik ve ekonomik alanlardaki gelişimi karşısında çaresiz kalan Osmanlı Devleti'ni yeni düzenlemelerle ayağa kaldırmaktır. Bunun yanında Balkanlar'da Sırp ve Yunan ayaklanmalarına yol açan hoşnutsuzlukların giderilmesi, Osmanlı toplumunda adalet ve eşitlik anlayışının onarılması, "Osmanlı vatandaşlığının ön plana çıkarılması da hedeflenmiştir. Osmanlıcılık fikri bu bakımdan Tanzimat'ın yönlendirici düşüncesi olarak kabul edilebilir. Tanzimat Fermanında, devletin bir gerileme döneminde olduğu vurgulanmış, yapılacak yenilikler ve çıkarılacak yasalarla bu durumun düzeltileceği müjdelenmiştir. Fermanda din ve mezhep ayrımı gözetmeksizin tüm Osmanlı ahalisinin can ve mal güvenliğinin güvence altına alınması gereği belirtilmiş, haksız ve dengesiz vergilerin zararlarından söz edilerek herkesten mali gücüne göre vergi alınacağı, malına devletçe el konulamayacağı, özel mülkiyete sınır getirilmeyeceği, yeni ceza kanunlarının düzenleneceği, memur maaşlarının adalete uygun olarak ödeneceği bildirilmiştir. Fermanla, Osmanlı hukuk tarihinde ilk kez "vatandaşlık" kavramı ve vatandaşlıktan doğan haklar tanımlanmış, bu hakların korunması için yapılması gereken işler sayılmıştır. Buna karşılık Ferman, getirdiği yenilikleri Osmanlı Devleti'nin eski töre ve kanunlarına dayandırmaya özen göstermiştir.
Tarihçilerin bir kısmına göre; Tanzimatla beraber Osmanlı Devleti Batı yı örnek almamış, Batı nın kontrolüne girmiştir. Batı nın kurumlarıyla beraber kültürel değerleri de benimsenmiştir. Böylece Türk töresinden ve İslam dininin kurallarından uzaklaşılmıştır. Devletin asli unsuru olan Müslümanlar, üstünlüklerini kaybederek Müslüman olmayanlarla eşit tutulmuşlardır.Bu da Müslümanların devlete olan bağlılıklarını zayıflatmıştır.
Yine bazı tarihçilere göre; Tanzimat’ın ilanı, Osmanlı Devleti nde önemli bir dönüm noktasıdır. Fermanın “padişahın dahi” kanunlara uyacağını belirtmesi, kanun gücünün üstünlüğünü vurgulaması, herkesin kanun önünde eşit olması modern devlet anlayışının yerleşmeye başladığının göstergesi olarak kabul edilmektedir. Bu fermanla Osmanlı Devleti, Avrupalı devlet olma yolunda önemli bir adım atmıştır.
HALİL INALCIK'LA TARİH ÜZERİNE:
Tarihçilerin Kutbu adlı eserde Halil İnalcık, Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi'nde ilk seminer ödevini hazırlayışını şöyle anlatır: " Ben Yeni Çağ Kürsüsü'nde olmama rağmen, Fuad Köprülü'nün Orta Çağ Tarihi Kürsüsü'ndeki seminerlerine ve derslerine giriyordum. Bir seminerinde Timur üzerinde tartışma başladı. Biliyorsunuz biz, Anadolu Türk tarihçiliğinde Timur'u yerin dibine batırırız; imparatorluğu yıktı, elli sene gelişmeyi geciktirdi diye... Fuad Bey'in seminerinde yine Timur üzerinde münakaşa ediyoruz, ben o zaman Barthold'un ve Fransız Bouvat'ın Timur üzerine kitabını okumuştum. Timur tarihinin objektif incelenmesi gerektiğini önce Zeki Velidi Togan ortaya atmıştır. Kendisi Anadolu doğumlu olmadığı, Kazan'dan geldiği için olaya farklı bakmış.... Seminerde böyle bir hava vardı. Ben o havada aykırı düşünceleri ortaya attım, Fuad Bey dedi ki bana, "Öyleyse bir seminer raporu hazırla." Gelecek toplantıda ben Timur'u üç yazarın görüşleriyle karşılaştırarak anlattım. Barthold'u objektif bir tarihçi olarak gösterdim. Fuad Bey etkilendi. Şöyle durdu, "İşte çocuklar, hepinizden bu seviyede vazife isterim." dedi Fakülteyi bitirdikten sonra liselere öğretmen olacağız. Fakat bazı çalışkan öğrencileri, Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinde asistan olarak görevlendirmek istiyorlardı. Benim karşımda Kıbrıslı bir rakip vardı, şansım zayıftı. Fakat Fuad Bey araya girdi, dekana giderek, "Halil İnalcık'ı fakültede bırakmak lazım, yetişecek," demiş... ve onu ikna etmiş, kazandım. Yani bütün kariyerimi Fuad Bey'in müdahalesine ve tabii Timur'a borçluyum.
Emine Çaykara, Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık, s 12-13
Tarihî olayları değerlendirirken karşılaşılan sorunlardan biri de olaya tarafsız yaklaşamamaktır. Tarihçinin belirli bir ülkeye ya da millete mensup olması, inançları, siyasi anlayışı, aldığı eğitim vb. nedenlerle tarihî olaylara duygusal yaklaşması mümkündür. Atatürk; "Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır." sözüyle de tarihî olayların değerlendirilmesinde tarafsız olmanın önemini vurgulamıştır.
Son Güncelleme (Pazartesi, 23 Ocak 2012 19:02)



