Antik Mısır – Büyülü Taşlar ve Muskalar

Antik Mısır – Büyülü Taşlar ve Muskalar

Muska, Mısırlılar ve daha sonra başka milletler tarafından, insan bedenini, ister canlı olsun ister ölü, uğursuz etkilerden ve görünen ve görünmeyen düşmanlardan korumak için kullanılan, çeşitli maddelerden yapılmış özel nesneler, takılar, kıyafet parçaları ve süslere verilen bir isimdir.

 

Muska” kelimesi “taşımak” manasına gelen Arapça bir kökene sahiptir, dolayısıyla “taşman veya giyilen bir şey” anlamına gelir ve bu isim birtakım doğaüstü güçlerle ilişkilendirilen her türlü tılsım veya takı için kullanılır.

 

Muskanın ilk olarak ölü veya canlı bedeni korumak amacıyla yapıldığı net değildir, fakat kökensel olarak sahibini vahşi hayvanlardan ve yılanlardan korumak amacını taşıdığı söylenebilir. Zaman geçtikçe dinsel fikirler ve inançlarda da ilerlemeler kaydedildi ve bunun neticesinde yeni fikirleri temsil eden yeni muskalar icat edildi; yaşayanları korumak gayesiyle yapılan nesneler de, onları takanların zihinlerindeki basit bir dönüşümle birlikte ölüleri koruma amacına yöneldi.

 

Dahası, çürüyebilir olan bedeni, uzuvları tam ve bozulmamış bir halde korumak, ruhsal ve bozulmayan bedenin yaşamı için en büyük önemi taşımaya başladı ve bu yeni inançların etkisi altında, ölü beden, muskaların gerçek bir ambarı haline geldi. Bedenin her bir uzvu, bir muskanın özel korumasına alındı ve bedeni genel olarak yılanlardan, kurtlardan, küften, çürümeden ve kokmaktan koruduğuna inanılan bir dizi nesne, cesedin üstüne, yanına ve sarıldığı sargıların arasına bolca yerleştirildi.

 

Mısırlıların cesetleri üzerine muskalar bırakmaya ne zaman başladıklarını söylemek mümkün değildir, bu tür muskaların tesirlerine olan inancın ne zaman filiz vermeye başladığını söylemek de aynı ölçüde imkansızdır; bununla birlikte belirli muskaların, bizzat Mısırlıların bile kökeni ve anlamı konusunda şüpheye düşecekleri kadar eski bazı inanç ve bâtıl itikatları temsil ettiği aşikardır.

 

Muskalar iki türlüdür:

(1) büyülü formüllerle yazılanlar,

(2) böyle olmayanlar.

En erken dönemlerde, yaşayan kişiler tarafından takılan veya toplumun dini hizmetleri gerçekleştirmek için görevlendirdiği kişiler veya rahipler tarafından ölüler üzerine yerleştirilen muskalara formüller veya dualar yazılıyordu; ama bunları kullanmak her insanın kudreti dahilinde değildi ve nispeten erken tarihlerde büyülü kelimelerin ve duaların gücü muskaların üzerine kazınır ve böylece bunlar iki misli güce sahip olur; yani muskanın yapıldığı maddenin içinde saklı olduğuna ve üzerine yazılan kelimelere sinmiş olduğuna inanılan gücün böylece arttığına inanılırdı.

 

Muskalar üzerinde bulunmuş olan en eski isim hekau’dur. Ölülerin bu hekau’larla veya “güç kelimeleri” ile donatılması o kadar gerekli görülürdü ki, M.Ö. XVI. yüzyılda ve muhtemelen bin yıldan fazla bir zaman önce bile, Ölülerin Kitabı’na bununla ilgili bir bölüm eklenmişti. Buradaki gaye, ölünün her nerede olursa olsun “tazıdan daha çevik, ışıktan daha hızlı ” bir şekilde istenen yere getirilmesiydi.

 

Bilinen en eski Mısır muskaları ölünün göğsüne koyulan çeşitli şekillerdeki hayvanlara ve benzer şeylere ait yeşil kiltaşı parçalarıdır; bunlar Mısır’da çeşitli yerlerde tarih öncesi ve hanedan öncesi mezarlarda çok sayıda bulunmuştur. Bunların Mısır’ın yerli halkları tarafından yapılmış olmaları mümkün görünmüyor, zira bunların amacına ve kullanımına yönelik olarak yapılmış çeşitli varsayımlara rağmen, M. J. de Morgan’ın da söylediği gibi bunlar, “kült’e aittirler

 

Bu yazara göre söz konusu nesnelerin kullanımı neolitik dönemin sonuna kadar aşırı derecede yaygınlaşmıştır, fakat bizim Mısırlılar dediğimiz insanların ortaya çıkışıyla birlikte çok nadir hale gelmişlerdir. Ardından gelen dönemde hayvan formları ortadan kaybolmakta ve bunların yerlerini, üzerine hayvan vs. figürlerinin kaba hatlarıyla işlendiği dikdörtgen şeklindeki kiltaşı plakaları almakta. Bu nesnelerin bileme taşı veya üzerinde boya hazırlamak için kullanılan yassı taşlar olarak imal edildikleri teorisi ise yine M. J. de Morgan’ın ortaya koyduğu sebepler yüzünden geçerliliğini yitiriyor. Dahası, hanedan dönemlerinde ölünün göğsü üzerine yerleştirilen yeşil taştan yapılan bok böceğinde, kullanılan malzeme ve yapılış amacı açısından baktığımızda muhtemelen Mısır’daki hanedan öncesi zamanların yeşil kiltaşı muskalarının bir devamını görüyoruz.

 

Fakat papirüs üzerine hekau veya güç kelimeleri yazma geleneği, en az bunları taş üzerine yazma geleneği kadar eskidir. M.Ö. 3300’lerde Mısır kralı olan Unas’ın piramidinin odalarında ve duvarlarında yer alan kitabelerde, kralın yanına bir de “büyülü güce sahip kelimeler kitabı”nın gömüldüğünü görüyoruz.3 Bir başka yerde ise 4 yaklaşık olarak M.Ö. 3266’da Mısır kralı olan Teta’nın da “tanrıların kalbine hükmetme gücü olan” bir kitabı aldığını okuyoruz. Şurası şüphesizdir ki mezar, stela, muska, tabut, papirüs vs. üzerine yazılan herhangi bir dinî metnin gayesi, tanrıları ölmüş olan kişinin gücü altına sokmak ve böylece ölünün istediği şeyi yapmaya onları mecbur kılmaktı.

Bir önceki yazımız olan Asya Simyası ve Çin Simyası Hakkında Bilgiler başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir