Kolektivist (Sosyalist) Ekonomi Doktrini

Kolektivist (Sosyalist) Ekonomi Doktrini

Üretim ve mübadele araçlarının kollektifleştirilmesi yoluyla sosyal sınıfları ortadan kaldırarak, insan toplumlarının teşkilatlandırılmasında köklü bir reform yapmak amacı güden doktrinlerin tümü olarak tarif edilebilir. Bilimsel sosyalizmin kurucusu Marx; tarihi determinizmin teminatına bağladığı modern sosyalizmin gelişmesine öncülük etti; ona göre sınıfların ortadan kalkmasına dayanan sosyalist ülke şüpheli bir gelecek değil, kaçınılmaz bir gelecek değil, kaçınılmaz bir kesinliktir. İnsanlar eylemleriyle, bu ilkenin gerçekleştirilmesini ancak daha çabuklaştırabilirler, görüşünden hareketle bu sistemin belirgin özelliğini ortaya koyar.

 

Bu sistem kapitalist sistemin tam tersidir. Uygulamada, MarksistSosyalist temele oturan Kollektivist sistem; üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti reddeder. Tarımsal topraklar, fabrika, makina ve binaların üzerinde devletin kollektif mülkiyetini tanır. Kısacası bu sistemde bütün üretim araçları devletin malıdır.

 

Kollektivist sistemde emek hür değildir. Emek sahipleri kendi istedikleri değil, devlet tarafından kendilerine gösterilen işlerde çalışabilir. Ekonomik faaliyetlerin tamamı en ince noktasına kadar, devlet tarafından düzenlenir. Bu şekilde üretimin çeşit ve miktarı, üretim unsurlarının tertip tarzı ve milli gelirin dağılışı devlet tarafından tayin edilir. Devlet ve onu yöneten Komünist partisi iç içe girmiş olduğundan, ekonomik faaliyetlere yön veren de esas itibariyle Komünist Partisidir.

Bu sistemde, devlet ekonomik hayatın her yönü ile ilgilenir ve ekonomik faaliyet, merkezi bir planlanmaya göre yürütülür. Bu plan bir kanun hükmünde olup, buna uygun hareket etmeyenler için cezai müeyyideler getirilmiştir. Bu konuda bir misal vermek gerekirse; halen yürürlükte bulunan 1976 Sovyet anayasasına göre komünist partisine girmeyenlere iş verilmemektedir. Aynı anayasaya göre Sovyetler Birliğinde işsizlik suçtur, işsiz olarak yakalanan Sovyet vatandaşı için cezai müeyyide getirilmiştir.

 

Ekonomik faaliyetlerin tamamı devlet tarafından yönetildiği için bu sistemde büyük bir bürokrasi meydana gelmiştir. Bunun sonucu olarak ekonomik faaliyetlerde şartların özelliğine göre verilmesi gereken seri ve acil karar imkanı ortadan kalkmakta, kalkınma hızı ve temposu yavaşlamaktadır.

Bir önceki yazımız olan Türk İnkılabında Tarihin ve Dilin Rolü başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir