Selçuk Sultanı Tuğrul’un Kadına Saygısı

Selçuk Sultanı Tuğrul’un Kadına Saygısı

Selçuklu Sultanı Tuğrul, 11. Yüzyılda Badad’ı işgal ettikten sonra eski halifelerin sarayında Halife El Kâsım Biemrillah‘ın kızı ile evlenir; evlendiği kadını büyük bir saygı ile tahta oturtur. Arap tarihçisi İbn Hallikan şöyle anlatır; Sefer ayının 15. günü prenses, sarayda kendisini bekleyen kocasına mülâkatı oldu ve altın kumaşlarla süslü tahta çıktı ve kocasını bekledi. Tuğrul Bey eşinin karşısına diz çökerek geldi… Ona emsalsiz hediyeler vererek (tekrar) yeri öptü ve büyük bir saygı gösterisiyle ve mutluluk duyarak odasına çekildi.

 

Her ne kadar gerici çevreler bu evliliği hoş görmemiş iseler de Tuğrul Bey gibi ünlü bir fatihin karısına karşı takındığı bu saygılı tutumunu hayranlıkla karşılamaktan kendilerini alamamışlardır.

 

Yine 11. Yüzyılın diğer tanınmış bir yazarı olan İbn Bultan, Türk kadınının zarafetini, inceliğini, canlılığını, temizliğini, cesaretini ve karakter üstünlüğünü gözler önüne sererken tarihi bir gerçeği dile getirir;

 

Abu’l Hasan… İbni Bultan, Takvim Sıhha adlı yapıtın ünlü yazarıdır. Kitabının bir yerinde Türk kadınını şöyle tanıtır;

Türk kadınının cildi fevkalâde beyaz ve zarafeti takdire şayandır. Gözleri küçük fakat çok çekicidir. Genellikle kısa boyludurlar… Çocuk doğurmada bereketli sayılırlar, fakat doğurdukları çocuklar pek nadiren çirkin olur. Ata binmede ustadırlar. Son derece cömert, temiz ve iyi aşçıdırlar.

 

XII. Yüzyıl: İbn Cübeyr, Türk ülkelerinde kadına gösterilen saygıyı başka hiçbir yerde görmediğini söyler;

12. Yüzyılın tanınmış tarihçilerinden İbn Cüveyr, 1183 – 1185 yılları arasında Gırnata’dan Mısır, Irak, Suriye ve Yakın Doğu ülkelerine yaptığı gezilerini anlatırken Türk kadınının toplum yaşamlarındaki önemli yerini ve değerini açıklar. Horasan Valisi Tukuş Şah ile birlikte Kabe’yi ziyarete giden Ebu’l Mukrim Teştiki‘nin yanındaki Türk prenseslerinden söz ederken, tüm Arap ülkelerini dolaştığını, Irak’taki Abbasi halifelerini ziyaret ettiğini Salâhattin İmparatorluğunu gezdiğini ve fakat hiçbir yerde Türk ülkelerinde olduğu gibi kadına değer verilmediğine tanık olmadığını söyler.

 

Kısacası belirtelim ki, Türk’lerde kadının bu denli baş tacı yapıldığı dönemlerde Batı dünyası, tıpkı Arap dünyası gibi, kadını ikinci plana atmıştı. Çoğu yerde koca, sofrada yemek yerken, kadın ayakta bekler, ona hizmet eder, her vesile ile kocasının ayaklarını öper. Fakat yine de haysiyeti kırıcı muamelelere uğramaktan kurtulamazdı. Bu durumların özellikle Kolon’ya ve Normandi gibi yerlerde pek yaygın olduğu ve alınan tedbirlere rağmen yüzyıllar boyunca sürüp gittiği anlaşılmaktadır.

 

Oysa ki, Türk ülkelerinde kadın, erkeğine eş değerdedir. Ancak ne var ki Şeriat dinine girmek sonucu Türklerdeki bu güzel gelenekler yavaş yavaş yok olurken Batı’da aksine ve daha doğrusu akılcı gelişme nedeniyle kadın hakları sorunu ele alınmış, büyük başarılara yönelik adımlar atılmıştır.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir